top of page
3_edited_edited_edited.png

Trafik Kazalarında Meydana Gelen Bedeni Hasarlar: Dava ve Sigorta Tahkim Usulü Bakımından Temel Esaslar

Giriş

Trafik kazaları, Türk sorumluluk hukukunun en yoğun uygulama alanlarından birini oluşturur. Özellikle bedeni zarar doğuran kazalarda mesele yalnızca kimin kusurlu olduğu değildir; bunun yanında zararın hangi kalemlerden oluştuğu, bu kalemlerin kimden istenebileceği, hangi raporların geçerli kabul edileceği ve taleplerin hangi usulle ileri sürüleceği de ayrı bir önem taşır. Uygulamada mağdurlar çoğu zaman “sigorta şirketi her şeyi öder”, “hastane raporu yeterlidir” ya da “önce dava açılır, sonra evrak tamamlanır” gibi eksik veya hatalı varsayımlarla hareket etmektedir. Oysa bedeni hasar dosyalarında küçük görünen usul hataları, talebin reddine veya ciddi gecikmelere yol açabilmektedir. Bu nedenle konu hem maddi hukuk hem de usul hukuku yönünden birlikte ele alınmalıdır. [1][2]

Bedeni zarar bakımından temel dayanak, Türk Borçlar Kanunu’nun 54. maddesidir. Bu hüküm; tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından veya yitirilmesinden doğan kayıplar ile ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zararları kapsar. Trafik kazaları yönünden ise Karayolları Trafik Kanunu’nun 85. maddesi işleten sorumluluğunu, 97. maddesi sigorta şirketine başvuru zorunluluğunu, 98. maddesi sağlık hizmet bedellerinin SGK tarafından karşılanmasını düzenler. Böylece bedeni hasar dosyası, tek bir maddeden değil; kusur, zarar, sigorta, başvuru ve ispat rejiminin birleşiminden oluşan çok katmanlı bir hukuki yapı içinde değerlendirilir. [1][2]

Bu makalede trafik kazalarında ortaya çıkan bedeni hasarlar; önce maddi içerikleri bakımından, sonra başvuru süreci, ardından mahkeme yolu ve sigorta tahkim yolu bakımından ayrı ayrı incelenecektir. Ayrıca güncel Yargıtay kararları üzerinden uygulamadaki temel tartışmalar da ele alınacaktır. Amaç, hem dosya yürüten uygulamacıya teknik bir iskelet sunmak hem de konuya yeni yaklaşan okur için anlaşılır bir çerçeve kurmaktır.

1. Trafik Kazasında Bedeni Hasarın Kapsamı ve Talep Edilebilecek Zarar Kalemleri

Bedeni hasar dosyalarının merkezinde, zarar kalemlerinin doğru sınıflandırılması yer alır. Türk Borçlar Kanunu m. 54’e göre bedensel zarar yalnızca hastane faturası veya ameliyat giderinden ibaret değildir. Trafik kazası sonucunda yaralanan kişi; somut olayın özelliklerine göre tedavi giderleri, geçici iş göremezlik zararı, sürekli iş göremezlik zararı, bakıcı gideri, yol ve refakat gideri, protez ve yardımcı cihaz gideri, ileride doğabilecek ekonomik kayıplar ve bazı durumlarda manevi tazminat talebinde bulunabilir. Bu noktada “bedeni zarar” kavramı ile “sağlık hizmet bedeli” kavramı birbirine karıştırılmamalıdır. KTK m. 98 uyarınca sağlık kurumlarının sunduğu sağlık hizmet bedelleri kural olarak SGK tarafından karşılanır; ancak her bedeni zarar kalemi SGK kapsamına girmez. [1][2]

Yargıtay’ın güncel yaklaşımı da bu ayrımı netleştirmektedir. Nitekim 4. Hukuk Dairesi’nin 2021/25263 E., 2023/2794 K. sayılı kararında, geçici iş göremezlik tazminatı ile geçici bakıcı giderinin, trafik kazası nedeniyle sunulan sağlık hizmet bedelleri kapsamında değerlendirilemeyeceği; bu nedenle zorunlu mali sorumluluk sigortacısının bu kalemlerden sorumluluğunun devam ettiği vurgulanmıştır. Bu karar, uygulamada çok sık karşılaşılan “SGK her şeyi üstlenir” savunmasına karşı önemli bir içtihattır. [6]

Bedeni hasar dosyasında en teknik alanlardan biri maluliyetin tespitidir. Maluliyet raporunun usulüne uygun kurumdan ve kaza tarihindeki mevzuata göre alınması gerekir. Çünkü raporun hangi yönetmeliğe göre düzenleneceği, kaza tarihine göre değişir; yanlış mevzuatla düzenlenen raporlar hükme esas alınmayabilir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 2024/7691 E., 2024/7857 K. sayılı kararında, çalışma gücü kaybı iddiası bulunan dosyalarda maluliyet oranının Adli Tıp Kurumu veya üniversitelerin adli tıp birimleri gibi yetkili kuruluşlarca ve haksız fiil tarihindeki yürürlükteki mevzuata göre belirlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. [3]

Manevi tazminat ise TBK m. 56 kapsamında ayrıca gündeme gelir. Bedensel bütünlüğün zedelenmesi halinde hâkim, olayın özelliklerine göre uygun bir manevi tazminata hükmedebilir. Bununla birlikte bu makalenin ağırlık noktası, zorunlu trafik sigortası ve bedeni zararın maddi boyutudur. Uygulamada manevi tazminat talepleri daha çok kusurlu sürücü ve işletene yöneltilen mahkeme dosyalarında önem kazanır. Dolayısıyla bedeni hasar dosyası hazırlanırken maddi zarar kalemleri ile manevi tazminat istemi ayrı mantıklarla kurulmalıdır.

2. Başvuru Süreci: Kaza Sonrası İlk Adımlar, Sigortaya Başvuru ve Belgelerin Hazırlanması

Bedeni hasar dosyalarında başvuru süreci, davanın veya tahkimin kaderini doğrudan etkiler. İlk aşamada yapılması gereken, olayın resmi kayıtlarını ve tıbbi belgelerini eksiksiz toplamaktır. Yaralanmalı trafik kazalarında polis veya jandarma tarafından düzenlenen kaza tespit evrakı, savcılık soruşturma dosyası, hastane giriş kayıtları, epikrizler, ameliyat notları, reçeteler, görüntüleme sonuçları, istirahat raporları ve gelir durumunu gösteren belgeler daha en baştan dosyada bir araya getirilmelidir. Zira sonradan eksik belge tamamlansa bile, ilk başvurunun zayıf kurulmuş olması hem sigorta şirketinin ödeme yapmamasına hem de tahkim veya dava aşamasında tartışma çıkmasına neden olur.

Sigorta şirketine başvuru yönünden temel hüküm KTK m. 97’dir. Buna göre zarar gören, zorunlu mali sorumluluk sigortası sınırları içinde dava açmadan önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunmak zorundadır. Sigorta şirketi başvurudan itibaren en geç 15 gün içinde yazılı cevap vermez veya verilen cevap talebi karşılamazsa, zarar gören dava açabilir ya da sigorta tahkimine başvurabilir. Bu yönüyle sigortaya başvuru, özellikle sigortacıya karşı açılacak dava ve tahkim bakımından bir ön koşul niteliğindedir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 2021/20144 E., 2022/17613 K. sayılı kararı da, tahkimden önce sigorta şirketine maluliyet raporu ile başvuru yapılmasını uygulamada belirleyici bir aşama olarak değerlendirmektedir. [5]

Başvuruda hangi belgelerin sunulacağı hususunda, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları ve uygulamadaki yerleşik pratik yol göstericidir. Başvuru dilekçesine kural olarak kaza tutanağı veya ilgili adli evrak, tedavi belgeleri, maluliyet raporu varsa o rapor, gelir belgeleri, kimlik ve banka bilgileri eklenir. Özellikle sürekli iş göremezlik talebi içeren dosyalarda, sağlık durumunun tıbben yeterince netleşmeden alınmış raporlar sorun yaratabilir. Uygulamada kimi zaman kazadan çok kısa süre sonra, yalnızca evrak üzerinden veya yanlış yönetmeliğe göre alınmış raporlar nedeniyle sigorta şirketleri ödeme yapmamakta; tahkimde de usul itirazları gündeme gelmektedir. Bu nedenle “rapor var” demek yetmez; raporun yetkili kurul, doğru mevzuat ve dosya kapsamına uygun değerlendirme içerip içermediği ayrıca kontrol edilmelidir.

Başvuru süreci bakımından zamanaşımı da unutulmamalıdır. KTK m. 109 ve TBK m. 72 sistemi içinde, motorlu araç kazalarından doğan maddi tazminat taleplerinde kural olarak zarar ve sorumlunun öğrenilmesinden itibaren iki yıllık, her hâlde on yıllık süreler önem taşır; fiil cezayı gerektiriyorsa daha uzun ceza zamanaşımı uygulanabilir. Bu nedenle bedeni hasar dosyalarında “önce tedavi tamamen bitsin, sonra düşünürüz” yaklaşımı sakıncalıdır. Belgeler toparlanırken aynı zamanda zamanaşımı hesabı da yapılmalıdır.

3. Bedeni Hasar Dosyalarında Mahkeme Usulü

Mahkeme yolu, özellikle yüksek meblağlı zarar kalemlerinin bulunduğu, birden fazla davalının olduğu, kusur tartışmasının derinleştiği veya manevi tazminat talebinin de birlikte ileri sürüleceği dosyalarda sık tercih edilir. Sigorta şirketine yöneltilen trafik kazası kaynaklı bedeni zarar davaları uygulamada çoğunlukla Asliye Ticaret Mahkemesi önünde görülür. Sigorta dışında kusurlu sürücü ve işleten de davaya dahil edilebilir; böylece hem maddi tazminat hem de manevi tazminat talepleri aynı olay çerçevesinde değerlendirilebilir. Mahkeme yolunun en büyük avantajı, delil toplama ve bilirkişi incelemesi bakımından daha geniş ve kurumsal bir zemine sahip olmasıdır. Özellikle ağır yaralanmalı, çok taraflı ve tartışmalı dosyalarda bu özellik ciddi bir güvence sağlar.

Mahkeme sürecinde tipik olarak şu incelemeler yapılır: önce kazanın oluş şekli ve kusur oranları belirlenir; sonra maluliyet ve iyileşme süresi için adli tıp veya yetkili sağlık kurulundan rapor alınır; son aşamada aktüerya bilirkişisi maddi zararı hesaplar. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 2022/3554 Esas, 2023/7606 Karar sayılı  kararında açıkça belirtildiği üzere, çalışma gücü kaybı iddiası ve buna yönelik bir talep bulunduğunda, zararın kapsamının tespiti açısından geçici iş göremezlik süresi ile sürekli iş göremezlik oranının doğru şekilde belirlenmesi zorunludur; bu belirleme yetkili sağlık kuruluşları tarafından ve kaza tarihinde yürürlükte bulunan mevzuata göre yapılmalıdır. Örneğin; Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik" hükümlerine göre, 12 aylık bekleme süresi şartı sadece omurga yaralanmalarına "kortikospinal yol bulgularının" (sinir sistemi/omurilik hasarı belirtileri) eşlik ettiği durumlar için geçerlidir. Somut Durumda davacıdaki omurga kırığına eşlik eden böyle bir sinirsel bulgu tespit edilmemiştir. Dolayısıyla bu vakada 12 aylık bekleme süresi şartı aranmamalıdır.Yargıtay, 2022/10185 E., 2023/11179 K. sayılı kararları, geçici iş göremezlik süresi ile sürekli iş göremezlik oranının doğru biçimde saptanmasının zorunlu olduğunu vurgulamaktadır. Bu, şu anlama gelir: Mahkeme, yalnızca mevcut evrakla yetinemez; hükme elverişli, denetlenebilir ve kaza tarihindeki mevzuata uygun sağlık raporu almak zorundadır. [4][7]

Bu durum, özellikle kaza tarihine göre uygulanacak yönetmeliğin değiştiği dosyalarda daha da önemlidir. Uygulamada maluliyet raporunun yanlış mevzuata göre düzenlenmesi, en sık bozma sebeplerinden biridir.

Mahkemede ispat yükü de önemlidir. Zarar gören, uğradığı zararı ve zarar verici olayı ispat etmeli; davalı taraf ise kusur, müterafik kusur, illiyet kesen neden, poliçe limiti veya teminat dışı hâl gibi savunmaları ileri sürebilir. Bedeni hasar dosyalarında sürücü kusurunun yanı sıra emniyet kemeri kullanılmaması, araçta hatır taşıması ilişkisi, yolcu davranışları veya üçüncü kişinin ağır kusuru gibi faktörler de tartışma yaratabilir. Mahkeme bu savunmaları bilirkişi raporlarıyla birlikte değerlendirir.

Mahkeme yolunun dezavantajı ise süredir. Tahkime göre daha uzun sürebilir; birden fazla bilirkişi raporu, ek rapor ve istinaf aşaması dosyayı uzatabilir. Buna karşılık özellikle manevi tazminat, kapsamlı delil incelemesi ve çok taraflı sorumluluk rejimi bakımından mahkeme çoğu kez daha elverişli bir platform sunar. Bu nedenle bedeni hasar dosyasında seçim yapılırken sadece “hız” değil, dosyanın maddi ve usuli ağırlığı da dikkate alınmalıdır.

Bununla birlikte mahkeme usulünün temel dezavantajı, yargılamanın tahkime göre genellikle daha uzun sürmesi ve tahkim yargılamasından daha masraflı olmasıdır. Zaten kaza yapmış olan müvekkillerin bir de mahkeme için masraf ödemesi zor olabilmektedir. Bu nedenle hangi yola başvurulacağı belirlenirken yalnızca teorik hak kapsamı değil, dosyanın pratik ihtiyaçları da dikkate alınmalıdır.

4. Bedeni Hasar Dosyalarında Sigorta Tahkim Usulü

Sigorta tahkimi, sigorta şirketiyle yaşanan uyuşmazlıkların mahkemeye göre daha kısa sürede çözümlenmesini amaçlayan özel bir uyuşmazlık çözüm yoludur. Trafik kazasından kaynaklanan bedeni hasar dosyalarında, zarar gören kişi sigorta şirketine yazılı başvuru yaptıktan ve KTK m. 97’de öngörülen 15 günlük sürenin sonunda ödeme alamadıktan sonra, dava açmak yerine Sigorta Tahkim Komisyonu’na başvurabilir. Tahkim özellikle poliçe limiti dahilindeki maddi bedeni zarar taleplerinde pratik bir yol olarak öne çıkar. Uygulamada geçici ve sürekli iş göremezlik, bakıcı gideri ve bazı diğer bedeni zarar kalemleri bu sistem içinde sıklıkla ileri sürülmektedir. [1][8]

Tahkim yolunun temel avantajı, genellikle mahkemeye göre daha hızlı sonuç alınabilmesidir. Dosya, hakem veya hakem heyeti tarafından incelenir; gerekirse bilirkişi görevlendirilir ve maluliyet ya da hesap raporu alınır. Ancak bu hız, başvurunun hazırlıksız yapılmasını kaldırmaz. Tam tersine, tahkimde eksik başvuru yapıldığında dosya baştan sorunlu hale gelebilir. Özellikle yanlış düzenlenmiş maluliyet raporu, eksik tedavi evrakı veya belirsiz talep kalemleri, başvurunun etkisini azaltır. Bununla birlikte Yargıtay’ın güncel yaklaşımı, sırf eksik belge savunması nedeniyle otomatik ret yerine, eksikliklerin tamamlatılabilmesi yönündedir. 4. Hukuk Dairesi’nin 2023/489 E., 2023/5985 K. sayılı kararında, sigortaya başvuru yapılmış olmakla birlikte belgenin eksik veya usule uygun olmadığı savunuluyorsa, söz konusu eksikliklerin tamamlanabileceği; tahkim heyetinin tüm tedavi evrakını getirterek kaza tarihindeki mevzuata göre rapor aldırabileceği açıkça belirtilmiştir. [4]

Bu içtihat tahkim bakımından çok önemlidir. Çünkü uygulamada sigorta şirketleri çoğu zaman “rapor usulüne uygun değil”, “maluliyet sabit değil” veya “evrak eksik” şeklinde savunmalar ileri sürmektedir. Yargıtay ise başvurunun tamamen yok sayılması yerine, gerçeğe ulaşmayı sağlayacak şekilde dosyanın tamamlatılmasına imkân tanımaktadır. Yine de bu, her eksikliğin önemsenmeyeceği anlamına gelmez. Özellikle hiç başvuru yapılmamışsa veya başvurunun taleple bağlantısı kurulamıyorsa, dava şartı tartışması ortaya çıkabilir. Bu nedenle tahkime gitmeden önce sigorta şirketine sunulan başvurunun tarih, olay, poliçe, zarar kalemi ve ek belgeler yönünden düzgün kurulması gerekir.

Tahkimin dezavantajı ise kapsam bakımından bazı dosyalarda yetersiz kalabilmesidir. Birden fazla haksız fiil sorumlusuna karşı kapsamlı yargılama ihtiyacı olan, geniş delil tartışmaları içeren veya manevi tazminat boyutu ağır basan dosyalarda mahkeme yolu daha uygun olabilir. Buna karşılık poliçe kapsamındaki maddi bedeni zararların daha kısa sürede sonuçlandırılması hedefleniyorsa tahkim oldukça işlevseldir.

5. Güncel Yargıtay Kararları Işığında Uygulamadaki Başlıca Sorunlar

Bedeni hasar dosyalarında uyuşmazlıkların önemli bölümü, aslında zarar kalemlerinin varlığından değil, ispat standardından ve usule uygun rapor düzenlenip düzenlenmediğinden kaynaklanır. Güncel Yargıtay kararları incelendiğinde üç ana sorunun öne çıktığı görülür: maluliyetin hangi kurumdan ve hangi mevzuata göre belirleneceği, sigortaya ön başvurunun kapsamı ve sağlık hizmet bedeli ile diğer zarar kalemlerinin ayrımı.

İlk sorun, maluliyet raporudur. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2024/7691 E., 2024/7857 K. sayılı kararında, maluliyetin mutlaka Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya üniversitelerin adli tıp anabilim dalları gibi yetkili uzman kurulca ve kaza tarihindeki yürürlükteki mevzuat dikkate alınarak belirlenmesi gerektiğini vurgulamıştır. Benzer şekilde 2022/3554 E., 2023/7606 K. sayılı kararda da geçici iş göremezlik süresi ile sürekli iş göremezlik oranının doğru tespitinin zorunlu olduğu belirtilmiştir. Bu iki karar birlikte okunduğunda şu sonuç çıkar: Bedeni hasar dosyasında “rapor alınmış olması” yeterli değildir; raporun hem usul hem içerik hem de mevzuat yönünden hükme elverişli olması gerekir. [3][4]

İkinci sorun, sigortaya başvuru meselesidir. KTK m. 97 açık olmakla birlikte, uygulamada en çok tartışılan konu usule uygun başvuru için ne kadar belge gerektiğidir. 4. Hukuk Dairesi’nin 2023/489 E., 2023/5985 K. sayılı kararı, eksik belgeyle yapılmış başvurularda eksikliğin tamamlatılabileceğini kabul ederek katı formalizmi yumuşatmıştır. Buna karşılık 2021/20144 E., 2022/17613 K. sayılı karar, sigortaya başvuru yapılmasını tahkim öncesi gerekli bir adım olarak somut olay üzerinden teyit etmektedir. Bu nedenle en güvenli yol, sigortaya başvuruyu olabildiğince tam ve teknik şekilde kurmaktır. [4][5]

Üçüncü sorun ise SGK ile sigortacının sorumluluğunun sınırıdır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 2021/25263 E., 2023/2794 K. sayılı kararı, geçici iş göremezlik ve geçici bakıcı giderinin sağlık hizmet bedeli sayılmayacağını ve bu yüzden sigortacının sorumluluğunun süreceğini belirtmektedir. Bu yaklaşım, bedeni hasar dosyasında talep kalemlerinin doğru sınıflandırılması gerektiğini bir kez daha ortaya koyar. Başka bir ifadeyle, dosyada “tedavi gideri” denilerek tüm kalemlerin aynı sepete konulması hukuken yanlıştır. Hangi kalemin SGK’ya, hangisinin sigortacıya, hangisinin sürücü/işletene yöneltileceği ayrı ayrı belirlenmelidir. [6]

6. Genel Değerlendirme ve Sonuç

Trafik kazalarında bedeni hasar dosyaları, yüzeyden bakıldığında sadece yaralanma ve tazminat ilişkisi gibi görünse de gerçekte çok katmanlı bir teknik alandır. Bu dosyalarda başarı, yalnızca mağdurun gerçekten zarar görmüş olmasına değil; zararın doğru hukuki başlıklarla sınıflandırılmasına, doğru kuruma yöneltilmesine ve doğru usulle ispat edilmesine bağlıdır. KTK m. 85 sorumluluğun temelini, TBK m. 54 zarar kalemlerinin içeriğini, KTK m. 97 sigortacıya başvuru usulünü, KTK m. 98 ise sağlık hizmet bedellerinin SGK boyutunu belirler. Yargıtay içtihatları da bu normatif yapıyı somutlaştırarak özellikle maluliyet raporu, eksik belge, geçici iş göremezlik ve bakıcı gideri gibi tartışmalı alanlarda yol gösterici olmaktadır. [1][2][3][4][6]

Mahkeme ve sigorta tahkimi arasında yapılacak tercih, dosyanın niteliğine göre değişmelidir. Eğer uyuşmazlık sigorta poliçesi kapsamındaki maddi bedeni zararlarla sınırlıysa ve daha hızlı bir çözüm amaçlanıyorsa tahkim etkili olabilir. Buna karşılık birden fazla sorumlunun bulunduğu, kusur tartışmasının yoğunlaştığı, manevi tazminatın da talep edildiği veya kapsamlı delil incelemesine ihtiyaç duyulan dosyalarda mahkeme yolu daha elverişli görünür. Her iki yolda da ortak ve vazgeçilmez nokta şudur: dosya, tıbbi ve hukuki belgeler bakımından sağlam kurulmalıdır. Özellikle yanlış yönetmelikle alınmış maluliyet raporu, eksik tedavi evrakı veya gelişi güzel hazırlanmış sigorta başvurusu, en haklı talebi bile zayıflatabilir.

Sonuç olarak bedeni hasar dosyalarında doğru strateji; kazadan hemen sonra belge disiplinini sağlamak, zarar kalemlerini ayrıştırmak, sigortaya usulüne uygun başvuru yapmak ve uyuşmazlığın niteliğine göre mahkeme ile tahkim arasında bilinçli tercih yapmaktır. Uygulamadaki güncel Yargıtay kararları da, artık bu dosyalarda biçimsel değil, teknik olarak doğru ve ispat gücü yüksek bir hazırlığın belirleyici olduğunu açık biçimde göstermektedir.

Dipnotlar / Kaynaklar

[1] Karayolları Trafik Kanunu m. 85, 97, 98, 109
https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=2918&mevzuatTur=1&mevzuatTertip=5

[2] Türk Borçlar Kanunu m. 54, 56, 72
https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=6098&mevzuatTur=1&mevzuatTertip=5

[3] Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2024/7691 E., 2024/7857 K.


[4] Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2023/489 E., 2023/5985 K.


[5] Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2021/20144 E., 2022/17613 K.


[6] Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2021/25263 E., 2023/2794 K.


[7] Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2022/3554 E., 2023/7606 K.


[8] Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2022/10185 E., 2023/11179 K.


[9] Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları
https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=20752&mevzuatTur=9&mevzuatTertip=5

İletişim Bilgilerimiz
0530 390 5306
Copyright © Tüm Hakları Saklıdır.

Yasal Uyarı

Bu sitede yayınlanan her türlü ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, ticari marka ve her tür fikri mülkiyet hakkı , ilgili markalara aittir, yalnızca sahipleri tarafından ve sahiplerinin izni ile kullanılmaktadır ve telif hakları kapsamındadır.
Bunlar herhangi bir şekilde izinsiz kopyalanamaz, üzerlerinde değişiklik yapılamaz, kiralanamaz, ödünç verilemez, iletilemez ve yayınlanamaz.
Bu siteden alınan her türlü ses, görüntü, yazı içeren hiçbir bilgi ve belge satılamaz veya herhangi bir kâr amacıyla dağıtılamaz.

© Copyright
bottom of page